Ölen Ermeni Hakkında Son Yazıdır bu.Daha Fazlasıa gerek yok.

Dink'in cenazesi

#author_article a, p, div{ font-size: 9pt; fot-family: Arial; }

HRANT DİNK’İN CENAZESİ BİR KADİFE DEVRİM PROVASINA DÖNÜŞÜRKEN

 

Doç. Dr. Ümit Sayın

 

Geçen haftasonu (19-21 Ocak 2007) ve Salı günü Hrant Dink’in hunharca katledilmesinden sonra ve cenazesi sırasında yaşananlar, mükemmel koordine edilerek hedefinden saptırılmış ve bir psikolojik harp operasyonu haline getirilmiş bir Turuncu Kadife Devrim Provasıdır. 

 

Haksızlığa karşı,  mazlumdan yana olan Türk halkı da mazlum psikolojisiyle aldatılarak, tüm halka bir günlük Ermenicilik oynattırılmıştır. Bellidir ki, Soros gibi Küresel Sermayeyle işbirliği içindeki Türkiye’yi yoketmeye azmetmiş vakıflar, Gladyo ve benzeri Batı İstihbarat-Operasyon DEHALARI çok hızlı koordine olabilmektedirler, her an Türkiye’de başka provokasyonlar ve operasyonlar yapabilirler[1]. Hatta operasyonların bir ucu, iç savaşa bile gidebilir...

 

Bu savaş, ‘Biz Ermeyiniz, biz Kürdüz’ diye sokaklarda bağıranlar ile ‘Biz Türküz’ diye bağıracakların arasındaki bir savaş olabilir!

 

Bu operasyonun başında, şu anda Mütareka Medyası koordinasyonunu yapan ve  ‘Türkiyeliliği savunan’ eski MİT müsteşar yardımcılarından tutun da, ABD Konsolosluğu DO-PsyOps’una (Department of Operations-CIA, ya da Kirli İşler Departmanı) ve Mossad Psikolojik Harp Operasyonlar Dairesine kadar pek çok yapı bulunmaktadırlar ve çok başarılı da olmuşlardır! Mütareke medyası da yaydığı dezinformasyonlarla ve sürekli bu yabancı operasyonu destekleyici yayın yaparak bu galeyana  çanak tutmuştur! Bilindiği gibi her katil –Ogün Samast’ın bıraktığı kadar olmasa da- mutlaka iz bırakır! Her Psikolojik Harp Operasyonu da öyle! İsterseniz yurtdışından koordine edilen 5 günlük bir Kadife Devrim Operasyonu Provasının  Anatomisine geçelim!

 

İlk günden itibaren bu cinayetin Emperyalistler ve Gladyo tarafından belirli hedefler için hazırlandığını savundum, halen öyle savunuyorum, ispatını Cenaze Töreninde gördük! Yani Hrant Dink’i yükselten ve bir ifade özgürlüğü abidesi’ haline getiren güçler ile, tetiği çektiren güçlerin (organize bir çete olsun, olmasın) aynı merkezlerden yönetildiğine inanıyorum!

 

Asıl cinayet de işte buradadır!

 

1) Agos Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, uzun süredir tehdit ediliyordu! Bu konuda kendisine hiç bir koruma verilmedi! Aynı Necip Hablemitoğlu’na verilmediği gibi! Ayrıca MİT ve Emniyet İstihbaratı tarafından Valiliğe çağrılarak uyarıldı. MİT ve Emniyet bir insanı ‘Hayatınız Tehlikede’ diyerek Valiliğe çağırıyorsa, neden koruma ve silah vermiyor, anlamak çok zor! Bu İçişleri Bakanının yönetimleri sırasında 20 civarında benzeri cinayet işlendiği için, biz anlayabiliyoruz nedenlerini!

 

 Basında ‘mahkeme ve Türklüğe hakaret konusu’ korkunç bir biçimde abartıldı, pişirildi. Hrant Dink bilinçli olarak bir hedef haline getirildi, hem medya, hem hükümet, hem de konuyu işleyenler tarafından. Bu arada Pen ve Bjornson ödülleriyle de ödüllendirildi. Yani konu son bir yılda operasyonel anlamda pişirildi, ta ki beyaz güvercin iyice uçmayı başarana  ve bir kurban güvercinine dönüşünceye kadar!

 

2) Hrant Dink  kötü bir insan değildi! Ama bazıları tarafından iddia edildiği gibi Milli Güçlerin adamı falan da değildi! Neden?

 

            Son ‘Türkiye Barışını Arıyor’ toplantısında, ‘Kürtlere ayrı devlet kurma hakkının verilmesini çok detaylı olarak savundu’, yazılarında yıllardır Kürdistanı hep açık açık savundu. Kürtçü Aydınlar dilekçesinde, Kürtçü tüm faaliyetlerin desteklenmesinde adını görmek mümkündü.

            ‘Sözde Ermeni Soykırımı’nın yapıldığını, Türkiye’nin bunu kabul etmesi gerektiğini, ama Batı tarafından  izlenen yöntemin yanlış olduğunu söylüyordu! Öyle ki, vurulduktan hemen sonra Agos dergisinde onun anısına ‘Hrant Dink: 2007-1915’  yazısı yazıldı, savunduğu fikirlerin bir örneği olarak. İngiliz Gazeteci Robert Fisk, daha ilk dakikalarda Dink’in 1.5 milyon birinci Soykırım kurbanı olduğunu yazdı.

            ‘Büyük Ermenistan’ ve Türk topraklarında Ermenistan’ın genişlemesi fikirlerini de hep savundu!

            Kısacası Hrant Dink bir SEVR savunucusuydu! Türkiye’nin belli koşullara göre parçalanmasını, Kürdistan’ı, Konstantinopolis’i, Büyük Ermenistan’ı  savunuyordu! Bunların başında da işbirliği içinde olduğu Kürtçüler, DTP ve PKK’nın ileri gelenleri vardı (hatta  http://www.koxuz.biz   isimli Türkiye Karşıtı bir sitede Teröristbaşı Katil Abdullah Öcalan’la aynı sayfada köşe yazıyordu!)

 

Milli Güçlerin içindeydi de, bir ajan olarak mı bunu yapıyordu, buna inanamıyoruz! Batı Emperyalizminin, Milli Güçlere ait bir insana da ödüller verebileceğini sanmıyoruz! Hrant Dink’in çizgisi belliydi! Zaten emperyal odaklarca plan uzun süreli kurulmuştu, başka bir çizgi de olamazdı! Ürkek Barış Güvercinin’den, Operasyonal Kurban Güvercinine dönüştürüldüğü süreçte, NATO’nun Gizli Orduları ve Gladyo tarafından rolünün her satırı son saniyelere kadar  yazılmıştı!

 

3) Hrant Dink,  Cuma günü 15:00 sıralarında öldürüldü. Uzun süredir ‘istihbarat çevrelerinde, yakında Büyük Cinayetler serisi başlayacak!’ şeklindeki, ifadenin ilk halkası olarak tüm Türkiye’yi şok etti.

           

İki saat boyunca cansız yatan vücudu insanlar oraya toplanana ve sürekli televizyon  yayınları yapılana kadar bekletildi! Şişli’nin göbeğinde bu psikolojik harp operasyonunun temel çatısı hazırlandı ve halka sunuldu! Basın günlerce halkı çelişkili ve tutarsız bilgilendirmeyi sürdürdü![2].

 

Ogün Samast’ konusuna ve belki tarihteki en fazla iz bırakılarak işlenen cinayet olarak ‘Guiness Rekorlar Kitabına’ geçebilecek bu cinayetin ‘Katil’ boyutuna  henüz girmiyoruz. On altı yaşında bir çocuğun hiç bilmediği İstanbul ve Şişli’de elini kolunu sallayarak, hiç kılı kıpırdamadan, son derece sakin bu cinayeti nasıl işlediğinin analizini geleceğe bırakıp,  neden cinayet silahı belinde, en kolay yakalanabileceği yer olan ‘ailesinin evine’ yollandığını ve diğer tonlarca detayı henüz daha sorgulamıyoruz. Bu detayları irdelemeyi ve Kadife Devrim Prova Operasyonunun, ‘Cinayeti işleyen katil’ yönünden değerlendirilmesini ve ortadaki dev tutarsızlıkları açıklamayı iddianame hazırlanana kadar bekletiyoruz!

 

Öldürülmesinden yaklaşık 1 saat sonra dev bir Hrant Dink afişi sanki hazır tutuluyormuş gibi, Agos gazetesinin önüne asıldı! Onca telaş ve kaos  içinde, birileri gidip, 1 saat içinde afiş mi yaptırmışlardı? Bir sürü pankart, döviz ve Hrant Dink afişi nerden çıkarılmıştı? Sanki birileri bu olayların gelişeceğini biliyordu ve her türlü materyel daha önceden sağlanmıştı ve bir-iki saat içinde matem-bilinç hali örgütlenmesine’ geçilmişti ‘şaşkınlık bilinç halinden’, hiç bir Kemalist aydının katledilmesinde görülmemiş olduğu gibi!

 

            Taksim ve Şişli’de 5000’e yakın kişi 2-3 saat içinde toplandı! Sloganlar sanki önceden hazırlanmış gibi, hep bir ağızdan tekrarlanıyordu:

 

                        Hepimiz Hrant Dinkiz, Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Kürdüz,

                        Yaşasın Halkların Kardeşliği

                        Katil Devlet! Hesap verecek!

                        Katil Türk Devleti! Katil Türkler!

                        ‘Derin’ den Vurulduk!

 

Hrant Dink olmak, aynı zamanda Ermeni veya Kürt veya Kürtçü olmayı da paralelinde getiriyordu! İçlerinde bir kişi yoktu, ‘Biz Türküz, Biz Ermeniyiz’  diyen!

 

Benzer operasyonu daha önce görmüştük, Yahudiler de aynı yöntemi kullanmışlardı, 2. Dünya Savaşından sonra! Tüm New York, ayağa kalkmıştı, ‘Hepimiz Yahudiyiz!’ diye. Bu aynı zamanda Yahudi soykırımının kabulü ve İsrail Devletinin ilanıydı ve 3 yıl sonra İsrail devleti, Filistinliler kandırılarak kuruldu!

 

Kimdi bu kadar kısa sürede organize olup, Şişliyi dolduranlar? Böyle bir olayı bekliyorlar mıydı! Ellerindeki dövizleri, Hrant Dink’in Dev posterlerini daha önceden hazırlamışlar mıydı? Nasıl 3-5 saat içinde organize bir eyleme dönüştü Güvercinli Cuma Gecesi?

 

ÖDP, DTP, DHKP-C, Kürtçü ayrılıkçılar tüm diğer bölücü ve parçalayıcı sol fraksiyonlar ve AKP de  elemanlarını sokağa dökmüştü. Hepsi ortak nefretlerini kusuyorlardı Türklere karşı:

 

                        Katil Türkler, Katil Türk Devleti!

                        Hepimiz Hrant Dinkiz, Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Kürtüz!

                        Derin Türk Devleti Hrant Dink’i öldürdü!

                        Katil Derin Devlet!

                        Devlet önce kendi taşlarının altını temizlesin! Onu Devlet öldürdü!

 

Türk Mütareke basını da tüm koldan destek veriyordu bu eyleme, dünya basınıyla birlikte. Türkler Ermenileri 1915’te kesmişlerdi, şimdi de kesiyorlardı!

 

Üstelik gelişmekte olan hızlı bir milliyetçi tepki refleksini gören H.  gazetesi, bunu bloke edebilmek için sözde bir anket başlattı, sözde 463 bin kişinin yanıtladığı: Halkın sözde ‘% 52’sinin ‘Biz Ermeniyiz’ sloganına  HAYIR, sözde % 47’sinin ise EVET dediğini açıklayarak, Türk halkına karşı yürütülmekte olan psikolojik harp operasyonunu devam ettirdi ve sloganı nerdeyse haklı çıkardı! Mütareke medyası bizi öylesine aptal yerine koyuyordu ki, sanki biz bilmiyorduk ‘Asp.net’ yazılımlarında bu tip IP-seçici anketlerle istendiği zaman  nasıl oynanabildiğini ve anket sisteminin aslında ne kadar sağlıksız olduğunu, istenen sonucun çok kolay çıkarılabileceğini! Türk halkını ikiye bölme operasyonunu başarıyla yerine getiriyordu, Ulusalcılara ve TSK’ya düşman Mütareke basınımız! Türk halkı % 52- %47 ikiye bölünmüştü, başabaş, savaştırabilirdik artık onları!

 

Bir tek Türk bayrağı taşınmayan eylemde, Yunan, PKK, Kürdistan, Ermenistan bayrakları açılıyordu ve bazılarına polis müdahale etmek zorunda kalıyordu!

 

                        Havaya yükselen güvercinler adeta haykırıyordu:

 

                        Bugün Şişli’ye Türkler ve Türk bayrağı giremez!

                        Halbuki burası Türkiye Cumhuriyetiydi!     O bayrakta sembolize edilen kızıl şehit kanları sayesinde, bu güruh bağımsızca sokaklarda çığlık atıp, Türklüğe küfredebiliyordu!

 

Hiç kimse bir psikolojik harp operasyon denemesinin gerçekleştirilmekte olduğunun farkında değildi. Aslında sokağa dökülen iyi niyetli, barışsever, mazlumdan yana olan   Türkler bir süre sonra benzer Kadife Devrim Operasyonları ile ülkelerinin birdenbire aynı Yugoslavya, Rusya örneğinde olduğu gibi parçalanacağını, tüm aile fertlerini bir içsavaşta yitirebileceklerini, yıllarca aç ve sefalet içinde yaşayabileceklerini hayallerinin ucuna bile getiremiyorlardı. Ellerinden çıkacak olan ülkelerinin bu sokaklarında, bir kuşak sonra  kız çocuklarının Galataport projeleri yürürlüğe girdiğinde aynı Ukraynalı kadınlar gibi ancak fuhuş ve uyuşturucu ile geçinebileceklerini ve tüm ahlaki veya kültürel değerlerin yitirileceğini, bağımsız bir Türkiye kalmayacağını akılllarına bile getirmiyorlardı!

           

4) Ermeni Generallerinin, Amerikan-İsrail istihbarat görevlilerinin katıldığı cenaze töreni, görkemli başladı[3]. Kimilerine göre 50 bin, kimilerine göre de 100 bin kişinin katıldığı 8 km.lik yürüyüşte slogan atılmadı! Slogan atılsaydı, atılacak sloganların hangi boyuta geleceğini ve bir çatışma ortamı doğacağını herkes biliyordu! Ama 2 gün içinde nasıl onbinlerce 5 dilde farklı döviz hazırlanmıştı? Bunu kim finanse etmişti? Nasıl dağıtmışlardı? Tarihte hiç bir Türk mitinginde veya cenazesinde böyle bir organizasyona rastlanılmamıştı!

 

Bir Kadife Devrim Provasına dönüşmekte olan ‘Hrant Dink’in Cenaze Töreni Operasyonu’, İstanbul’un sokaklarında ‘Cinayet İzlerini (!) Bıraka, Bıraka İlerliyordu!’

 

 

Dövizler şöyle diyordu:

 

Ben Hrantım,

Em Hemü Hrant,

I am Hrant Dink

Hepimiz Ermeniyiz Hepimiz!

Katil 301!

Hepimiz Hrant Dinkiz.

Wir Sind Hrant!

Katil Devlet!

 

Onbinlerce döviz hazırlanmıştı iki günde, dövizler öylesine akılcı bir biçimde hazırlanmışlardı ki, her bir döviz yuvarlaktı ve siyahtı; kafa hizzasında tutulduğunda bir kişi iki kişi gibi görünüyordu. Yani 20 bin kişi 50 bin kişi gibi görünecekti! Yürüyüş sırasında çekilen resimlerin yüksel pikselde olanlarını büyüttüğümüzde, usta hazırlanmış bir operasyonun gözden kaçan küçük bir ayrıntısı ile karşı karşıya geliyorduk. Dövizlerin hedefi medyaya, televizyonlara ve Batıya karşı kişi sayısını fazla göstermekti. Çünkü döviz ve pankartları akıl edenler ve hep bir örnek hazırlayanlar, bir anti-Türk mitingine dönüşecek cenazeye kaç kişinin geleceğini bilmiyorlardı başlangıçta! Bazı gazeteler ise, topluluğu kalabalık gösterebilmek için, ‘Tek Merkezli Psikolojik Harekat Merkezlerinin’  verdiği emir üzerine, aynı caddeleri, sokakları kopyala yapıştır taktiği ile insan sayısını resimlerde arttırıyor, geniş açılı yanıltıcı fotoğraflar tüm basın arşivini süslüyordu! 20 bin oluyordu, 50 bin, 50 bin oluyordu 100 bin!

 

Cenaze korteji sadece bir anti-Türk mitingine dönüşmekle kalmıyor, aynı zamanda binlerce Türk vatandaşına ‘Biz Ermeniyiz’ dedirtecek düzeyde operasyon başarılı oluyordu!

 

Niye Ermeniydik? Bir psikopat tetikçi Hrant Dink’i vurdu diye mi? Bu nasıl mantıktı? Yıllarca bizim diplomatlarımızı katleden Ermeni teröristler yakalanmış mıydı? Bir Ermeni vatandaşı, Hrant Dink ve ailesi de dahil olmak üzere, bir kere bu diplomatların cenaze törenlerinde Biz de bugün Türküz!’ demişler miydi? Aksine Ermeniler tarafından Türklere karşı sürdürülen düşmanlık tohumları arttırılmamış mıydı? Hrant Dink, arkadaşları ve temsil etmekte olduğu çevre de bu düşmanlığı yıllarca körüklememiş miydi? Sıradan bir cinayet yüzünden neden Ermeni olaydık ki? Onlar hiç Türk olmuşlar mıydı?

 

Cenazedeki 50 bin – 60 bin kişiden bir tanesi bile eline Türk Bayrağı almıyordu! Sanki bu yürüyüş belli çevrelerce, Türklere ve Türklüğe karşı bir yürüyüşe başarılı bir biçimde dönüştürülüyordu![4]  Yanlarında Türk bayrağı götüren bu bayanların ağzından dinleyelim:

 

Biz dört bayan mesai saatlerimiz dahilinde toplumsal birlikteliğimize ve kültürel mozaiğimize yöneltilmiş saldırıyı protesto etmek amacıyla Hrant Dink’in cenaze törenine katıldık. Törene giderken ülkemizin birlik ve beraberliğinin en önemli simgesi olarak gördüğümüz bayrağımızı da yanımızda götürdük.

Polis kontrolünü geçtikten sonra kalabalığın toplandığı yere kadar elimizde bayrakla yürüdük. Bu sırada Sayın Rakel Dink’in de konuşması başlamıştı. Konuşmayı dinlerken elimizde de bayrağımız dalgalanıyordu.

Bir süre sonra etrafımıza bazı insanlar toplanmaya başladı. Yanımıza önce Düzenleme Komitesi’nden olduğunu söyleyen genç bir bey geldi. Bize bayrağımızın rahatsızlık yarattığını ve provokasyona neden olabileceğini söyleyerek ’Bayrağınızı lütfen indirin’ dedi.

Niyetimizin provokasyon değil, birlik bütünlük mesajı vermek olduğunu anlatmaya çalışırken etrafımız bir anda provokatör olduğumuzu söyleyen kişilerle çevrildi. Belli bir görüşü temsilen orada bulunuyor olmakla itham edildik. ’Burada sizin tarafınızdan kimse yok, dikkatli olun’ şeklinde tehdit edildik. Bir cenaze töreninde gerginliğe yol açmamak için bayrağımızı indirerek tören yerinden ayrıldık.

Türkü, Kürdü, Ermenisi, Rumu, Alevisi, Sünnisi, Çerkezi, Lazı hepimizin birliğini simgeleyen, bir arada kardeşçe var olmanın en önemli sembolü olan bayrağımızdan duyulan bu rahatsızlık bizi derinden üzdü."

 

Düşünebiliyor musunuz mentaliteyi, nefreti ve düşmanlığı! Adamlar ‘Burda sizden kimse yok!’ diyorlar ve Türk bayrağı açtırmıyorlar! Bu insanlar Türkiye Cumhuriyetinde yaşıyorlar, o bayrağın altında ve o bayrağın sağladığı hukuki eşit haklara sahipler!

 

Yine aynı gün Tahran’ın kuzeyindeki bir Ermeni klisesinde yapılan bir ‘Hrant Dink Türk Nefreti Töreninde’, Türk Bayrağı yakılıyordu[5]. Bu 2007’de Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Kürtçüler ve PKK’lılar tarafından yakılacak olan tek bayrağımız olarak kalmayacaktı!

 

 

5)  Yurtdışında görev başında Ermeni Teröristler tarafından  şehit edilmiş olan diplomatlarımız ve görevlilerimiz, Mehmet Baydar, Bahadır Demir, Daniş Tunalıgil, İsmail Erez, Talip Yener, Taha Carım, Necla Kuneralp, Galip Özmen, Şarık Arıyak, Engin Sever, Reşat Moralı, Tecelli Arı, Kani Güngör, Erkut Akbay, Bora Sürelkan, Galip Balkar, Cahide Mıhçıoğlu, Çetin Görgü, Halük Sipahioğlu  için ‘Biz Türküz’ diye yürüyen veya Türk Bayrağı’ taşıyan olmuş muydu, bu Ermeni-Rum-DTP-AKP-PKK-DHKP-C cemaati içinde? Hiç bir cenaze böyle finanse edilip bir psikolojik harekat operasyonu haline getirilmiş miydi?

 

Peki katledilen Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Org. Eşref Bitlis, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu ve diğer Ulusalcı ve Atatürkçü aydınlarımız  için böylesi abartılı  törenler yapılmış mıydı?

 

Nerdeydi demokrasi ve barış güvercinlerini destekleyen Batılı ülkeler o zaman!

 

Demokrasi, Barış ve Özgürlük, sadece Batılılar, Ermeniler, Kürtler için ve Türklere karşı mücadele eden Türk Düşmanları için mi vardı? Demokrasi’nin temel kuralı, Türkler’e karşı küfretmek, mücadele etmek  ve Türkler’le savaşmak mıydı?

 

Tetikçilerini ve bombacılarını ülkemize gönderip bu aydınlarımızı katlederken, neden kimse bağırmıyordu, ‘Biz Türküz’ diye, neden o zaman DHKP-C-Ermeni-ÖDP-AKP-PKK-Rum tayfası, bir günlüğüne bile TÜRK olmadı?

 

6) Mütareke Medyamızın da başarıyla katıldığı, ‘Hrant Dink, Kadife Devrim Provası ve Türk Nefret Günü’ başarıyla bir psikolojik harekat olarak yabancı güçler tarafından pazarlanırken, herkese bir mesaj veriliyordu:

‘Bakın dökeriz sokaklara binlerce insanı, dikkatli olun! Gerekirse Tankların önüne de çıkar, Rusya’da, Yugoslavya’da olduğu gibi Meclislerinizi de basarız!’

 

Kandırılan ve iyi niyetli, mazlumdan yana olan Türk halkı ise kendileri üzerinde oynanmakta olan oyunun ve yaratılmaya çalışılan kardeş kavgasının farkında bile olmadan, bu profesyonel psikolojik harp operasyonunun beyinlerinin derinliklerine kazınan motiflerini algılayamadan, bilinçsizce sokaklara dökülüyorlardı! Operasyon başarılıydı! Bir taşla belki üç, belki yedi kuş vuran istihbarat servisleri memnundu! Çünkü, onlar bir koyup, on almasını çok severlerdi:

 

·        Bir Turuncu Kadife Devrim Provasının sonuna gelinmiş ve Türk halkı kendi bayrağı ve kendi milli kimliğiyle karşı karşıya getirilmişti.

 

·         Gerek milliyetçilere, gerek TSK’ya ve gerekse bu ülkenin temel niteliklerini koruyan milyonlarca kişiye bir mesaj verilmek istenmişti: Soros Sizi Döver! Soros Herkesi Sokağa Döker!  (Soros’u Batı emperyalizmin ve Turuncu Kadife Devrimlerin Sembolü olarak kullanıyoruz!)

 

 

·        Yükselmekte olan ve tehlikeli bulunan milliyetçilik dalgasına ve dip dalgasına karşı ciddi bir halk desteği kazanılmıştı. Ne de olsa, Türkler, Türkçüler ve Milliyetçiler ‘KATİL’ di!

 

·        Türklük, Türk bayrağı, Türk milleti, milliyetçilik aşağılanmıştı! Türklük aleyhine herşeyi söylemek artık legal hale geliyordu!

 

·        Amerikan ve Ermeni Kongrelerinde çıkacak olan kararların artık Ermeniler leyhine olacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Tarih, artık bir bilim ve sistematik araştırma yöntemi olmaktan çıkmış, bir psikolojik harp operasyonuna ve ‘demokratik oylama totosuna’  dönüşmüştü.

 

·        Ermeni Diasporasının Türklere karşı zafer kazanmasına ve söylemlerini yoğunlaştırmasına kesin gözüyle bakılıyordu!

 

·        Türkiye bu koşullarda Ermenistan sınırlarındaki kapılarını açmak zorunda kalacaktı. Ermenistan’a karşı dış politikasını değiştirecekti.

 

·        Türkler ve Türkiye aleyhtarı propaganda yapan DHKP-C, PKK, TİKKO gibi NATO’nun ve Gladyonun Gizli Ordularına yeni malzeme doğmuştu!

 

 

·        Irakta’ki pek çok Türkiye aleyhine gerçekleşmekte olan gelişme Türk kamuoyuna unutturulmuştu!

 

·        Bu olayla 301. maddenin kalkmasına kesin gözüyle bakılıyordu!

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !